Özel boyutlar 420×60 px

Buna inanabiliyor musunuz? Kobe Bryant kariyerinde sadece 1 kez sezonun en değerli oyuncusu seçilmiştir.

Kobe Bryant, yıldız temelli bir oyun ve pazarlama stratejisine sahip NBA için büyük bir şanstı, dünya üzerinde hem takım hem de ego olarak en yüksek rekabet seviyelerine olanak tanıyan NBA de Kobe için. İki taraf da birbirini büyüttü ve ortaya izleri asla silinmeyecek kocaman bir efsane çıktı: Kobe Bryant (a.k.a Black Mamba) efsanesi…

NBA tarihinin en çok sayı üreten 10 oyuncusundan birisi, hayatını basketbola adayan, bu oyuna bakış açısını ve oyuna kattığı her şeyi kendisinden sonra gelenlere aktaran, yalnızca tüm dünyadaki basketbolseverlerin değil; pek çok aktif NBA oyuncusunun da çocuk odalarındaki posterlerde başrolü kapan ve pek çoklarına göre bu oyunun gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından olan Kobe Bryant trajik bir kaza sonucu aramızdan ayrıldı. Bir helikopter yolculuğunun hayatına mâl olduğu bu inanılmaz figür hakkında konuşmak, hem kırık kalplerimizi belki biraz olsun onaracak hem de onunla ilgili unuttuğumuz ya da bilmediğimiz şeyleri konuşarak anısını bir kez saha canlandırmamızı sağlayacak.

“Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek, yarın ölüyor olabilir.” Ölü Ozanlar Derneği

Kobe’nin Rol-Modeli : Baba Bryant

Kobe Bean Bryant , 23 Ağustos 1978’de Philadelphia, Pensilvanya’da NBA takımlarından Philadelphia 76ers’ın eski bir oyuncusu olan Joseph Bryant’ın oğlu olarak dünyaya geldi.

Babası ilk olarak Golden State Warriors tarafından draft edilmesine rağmen bir sene sonra memleketi Philadelphia’ya dönmüş ve 76ers forması giydi. Ama Joseph Bryant’ın hayatında asıl yer kaplayan 7 sene boyunca 4 farklı takımda ter döktüğü İtalya’daki basketbol hayatıydı. 38 yaşında oyunculuk kariyerini sonlandıran Joseph, devam eden yıllarda 2 sene boyunca oğlunun efsaneleşeceği Los Angeles şehrinin kadın basketbol (WNBA) takımı olan Sparks’ın baş antrenörlüğünü yaptı.

İtalyan Esintisi

Babasının İtalya’da basketbol hayatına devam etme kararı üzerine 6 yaşında bu ülkede yaşamaya başlayan Kobe, akıcı bir şekilde İtalyanca ve İspanyolca konuşmayı öğrendi. Henüz 3 yaşındayken basketbol topunu eline aldı. Doğduğu yerden kilometrelerce uzaklıktaki bu farklı coğrafyada atletizm odaklı klasik Amerikan basketbolunun yanında pas açılarına, oyun bilgisine ve topun hareketliliğine dayalı Avrupa basketbol kültürünü tanıdı.

Babası Joseph Bryant’ın o zamanki koçu eski bir Philadelphia 76ers oyuncusu olan Joe Isaac idi. Belki de Kobe’nin basketbol yeteneğini ilk fark eden de Isaac olacaktı. Isaac bir röportajında Kobe’nin oyununun Avrupa basketbolundan nasıl etkilendiğini “Avrupa’da dış şutun olması gerek. Orta mesafeden şut kullanmayı öğrenmelisiniz. Birden fazla pozisyonu savunmaya alışmalısınız. Avrupa’da büyümek Kobe’nin avantajına oldu. Oyunun temellerini öğrendi, tek yönlü bir oyuncu olarak kalmadı” sözleriyle anlatıyordu.

“Celtics taraftarları olarak Kobe Bryant’ın kalbimizi bir kez daha kırabileceğini düşünmedik. Yanılmışız.” Sean Grande, Boston Celtics Maç Spikeri

Lise Basketbolu ve Erken(?) Bir Tercih

Amerika’ya döndükten sonra kaydolduğu Lower Merton Lisesi, Kobe’nin saha içi önderliğinde ve Gregg Downer’ın koçluğunda son 50 yılda gördükleri ilk eyalet şampiyonluğuna ulaştı. Kobe, oyun kurucudan pivota kadar tüm pozisyonlarda oynuyordu ve şampiyonluk yılında sezonu yaklaşık 31 sayı, 10 ribaund ve 5 asist ortalamalarıyla tamamladı. Kobe Bryant’ın lise koçu Gregg Downer, onu ilk gördüğünde ne düşündüğünü “Beş dakika oyununu izledikten sonra NBA’e gideceğine inandım. Bu kadar genç yaşta bu kadar iyi bir oyuncu daha önce görmemiştim. Birlikte iyi bir bağ kurduk ve çok sıkı çalıştık” diyerek anlatıyordu.

Birçok üniversiteden basketbol bursu teklifleri alsa da o dönem giderek popüler olmaya başlayan ancak pek çok oyuncu için kâbus olarak sonuçlanma riski de taşıyan erken profesyonel olma yolunu tercih edip üniversiteye gitmeyerek doğrudan NBA’in yolunu tuttu. 1996 yılında Charlotte Hornets tarafından 13. sıradan draft edilen Kobe, draft gecesi yapılan bir takasla Los Angeles Lakers’ın yolunu tuttu. Lakers’ın üniversiteye dahi gitmemiş “ergenlik çağındaki” bir oyuncu için elindeki önemli yıldızlardan birisini (Vlade Divac) feda etme tercihi bir kumar olarak görülse de Kobe, NBA tarihinde en küçük yaşta forma giyen oyuncu oldu. Yıldız oyuncunun NBA tarihine adını yazdıracağı tek anı tabii ki bu değildi…

Tarih Yazmak: 81 ile Rekor, 60 ile Veda

Basketbol tarihi boyunca, basketbol severler birçok unutulmaz başkaldırışa, bireysel performansa şahit oldu ama modern dönemdeki hiçbir performans o geceyle kıyaslanamazdı.

Shaquille O’Neal takımdan ayrıldıktan sonra Lakers‘ı tek başına sırtlamaya karar veren Kobe Bryant, bireysel olarak harika performanslar sergilerken 22 Ocak 2006’da yaptığı ise tek kelimeyle inanılmazdı.  1 ay önce Dallas Mavericks’e oyunda kaldığı yalnızca üç çeyrekte 62 sayı atan Kobe, Toronto Raptors karşısında ise çıtayı daha da yukarıya çekti.

42 dakikaya yakın sahada kaldığı maçta takımını 20 sayı farktan geri getirerek Raptors potasına tam 81 sayı gönderen Kobe, Wilt Chamberlain’in 100 sayılık performansından sonra NBA tarihinde bir maçta en çok sayı atan oyuncu oldu. 81 sayının yanında 6 ribaund alan ve 2 de asist yapan Kobe, 81 sayıya 21/33 ikilik, 7/13 üçlük ve 18/20 serbest atışıyla ulaştı.

2016 sezonu boyunca Lakers’ın her deplasman maçında emekliliğini açıklayan Kobe’yi son kez izleme şansına sahip olduklarını bilen rakip takım taraftarları, maç biletlerini çoktan bitirmiş oluyor ve maçların tamamı kapalı gişe oynanıyordu. Ancak Black Mamba, sezonun en büyük sürprizini kendi taraftarına bırakmıştı. Takvimler 13 Nisan 2016’yı gösterdiğinde Kobe, evi Staples Center’da Utah Jazz karşısında kariyerinin son maçına çıkıyordu. Bu maç, Kobe’nin kariyerinin bir özeti gibiydi. Oyunda kaldığı süre boyunca yine takımını son periyotta oyuna döndüren, maç sonunda ise tüm ‘clutch’ şutları ve serbest atışları ‘Mamba Mentality’ ile sayıya çeviren yıldız oyuncu, basketbolu bırakacağı gece rakip potaya tam 60 sayı bıraktı. Bu performansa tanık olan tüm dünyanın kafasında ‘Bir NBA maçında çıkıp 60 sayı üretebilen bir oyuncu neden basketbolu bırakır ki?’ sorusunu bıraktı. Ancak o Kobe idi, kariyerinin başından beri nev-i şahsına münhasır bir oyuncu olmuştu ve bu sıradışı süperstardan daha azı da beklenemezdi…

Michael Jordan VS. Kobe Bryant

Bu kıyas (daha genel söylemle Jordan’ın hayaleti), kendinden sonra NBA’e gelen tüm starlar gibi Kobe’nin de peşini kariyeri boyunca bırakmadı. Bu ikilinin kıyası yıllarca yapıldı, birbirlerinden üstün oldukları ya da birbirlerine denk oldukları alanlar detaylıca incelendi; otoritelerce belki yüzlerce köşe yazısı yazıldı. Ancak hiçbir kıyaslamanın kariyerinde 11 şampiyonluğunun 6’sını Majesteleri ile, 5’ini Kobe ile kazanan Phil Jackson tarafından yapılandan daha kısa, öz ve gerçekçi olduğu söylenemezdi: “Her ikisi de hücumda durdurulamaz silahlardı. MJ tabii ki çok daha sıkı bir savunmacıydı. Eğer birisine konsantre oluyorsa, onun sayı atması imkansızdı. Rakibini sahadan silene kadar savunma yapıyordu ve hiçbir perdeye takılmadan bütün fizikselliğiyle savunma yapıyordu. Kobe ise MJ’yi izleyerek büyüdüğü için ondan hem defansif hem de ofansif anlamda çok fazla oyun öğrendi ve bunları gerçekten etkileyici bir şekilde kullandı. Ayrıca savunmada bazen büyük kumarlar oynardı ve genelde bu oyunlar karşılığını bulurdu. MJ yüzde 50 ile şut atarken Kobe yüzde 45 civarında oynuyordu. MJ daha çok güç ve kuvveti ile çabukluğunu birleştirerek sayı üretmeyi başarıyordu. Kobe ise daha çok şut üzerinden ve aklını kullanarak sayı üretirdi. Ayrıca MJ’nin müthiş büyük ve güçlü elleri vardı, inanılmaz fakeler atabiliyordu.”

Kobe’nin Zihin Yapısı: Mamba Mentality

Kobe Bryant’ı sıradan bir rotasyon oyuncusu olmaktan çıkararak efsane haline getiren oyununun altında çalışma azmi ve işine olan aşkı yatıyordu. Öyle ki, bir keresinde, rutin antremandan tam yedi saat önce salona gelerek bireysel çalışma yaptığına tanık olmuştu hem koçları hem takım arkadaşları. Kobe sonrası jenerasyonun tartışmasız en büyük süperstarlarından LeBron James’in de benzer davranışı bir rutin haline getirme nedeniydi o. Kobe, iş ahlakı yönüyle her zaman tüm takım arkadaşları için iyi bir örnekti. Zaman zaman kendisine (yaşadığı sakatlıkların çoğu darbeye bağlı değildi) ve kariyerine (özellikle tembel addettiği takım arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmalar herkesçe bilinirdi) zarar veren bu hırsla son derece barışık olan Kobe, insanların kendisine bakınca çok başarılı birini görmesinin kendisi için çok anlamlı olduğunu; bunun, çok fazla çalıştığının ve kanının son damlasına kadar savaştığının en açık göstergesi olduğunu dile getirmişti.

Kobe’nin “Mamba Mentality” olarak adlandırdığı zihin yapısında öne çıkan birkaç özelliği kategorize etmek gerekirse;

1-Hedef Belirleme: Kobe henüz 6 yaşında bir çocukken kendisine önemli hedefler belirledi. Babasının çoraplarıyla şut atarken, başarılı bir basketbolcu olarak Lakers’ta oynama hayali kurduğunu ve bunu gerçekleştirmeye o zamanlar and içtiğini açıklayan efsane oyuncu, belirlediği hedeflere ulaşma konusunda da büyük ölçüde başarılı oldu: NBA’de yer aldığı tam 20 sezonun tamamında Lakers forması giydi ve 18 kez All-Star oldu ve 5 şampiyonluk elde etti.

2- Adanmışlık: Kendimizi bir amaca adadığımız zaman ustalaşana ya da işimizin bittiğini düşünene kadar durmayız. Kariyerinin ilk yıllarında takım arkadaşı Robert Horry’nin teklifi üzerine antreman sonrası onunla 10 şut üzerinden üçlük yarışına giren Kobe; bu yarışı tam üç kez üst üste kaybetti. Horry’e giderek kendisine sadece bir hafta süre tanımasını ve tekrar yarışmak istediğini söyledi. Henüz dördüncü günün sonunda bu kez yarış teklifinde bulunan Kobe idi. Sonuç mu? Tahmininiz doğru… İşte Kobe, kendini tamamen ‘rakipleriyle girdiği bir iddia’ olarak gördüğü basketbola adadı ve artık vaktinin dolduğunu düşündüğü ana kadar tamamen kendisini en iyi oyuncu haline getirmeye çalıştı.

3- Antrenman: Yetenekliyseniz iyisinizdir. Ancak antrenmanlar sizi daha iyi bir oyuncu haline getirir.  Her geçen gün daha iyi olmak istiyorsanız ve nihayetinde mükemmelliğe yaklaşmak istiyorsanız  çalışmaya devam etmelisiniz. Kobe Bryant, kariyeri boyunca bunu yaptı:

2012 Londra Olimpiyatlarına içinde Kobe’nin de yer aldığı bir Dream Team ile giden Amerika milli takımında, o sezona şampiyonluk hedefiyle çıkan Miami Heat’ten takım arkadaşları Dwyane Wade ve Chris Bosh, güne erken başlamak ve ekstra çalışma yapmak amacıyla saat 8’de uyanır, hızlıca duş alır ve birlikte kahvaltıya inerler. Kahvaltıda karşılarında boynundaki havlu ile Kobe’yi gören ikili onun da kendileri gibi antreman hazırlığında olduğunu düşünür ve hafif alaycı şekilde ‘Vay be, adama bak kaç tane yüzüğü var hala erkenden kalkıp antrenman yapma derdinde’ derler. Birlikte yaptıkları kahvaltı sırasında ortaya çıkan ve ikiliyi ‘dehşete düşüren’ gerçek ise şudur: Kobe, saat 5’te uyanmış; yaklaşık 3 saat boyunca salonda tek başına çalıştıktan sonra duşunu alıp kahvaltıya inmiştir.

4- Kararlılık: Amaçlarınız doğrultusunda ilerlerken kararlı olmak çok önemlidir. Kobe Bryant, liseden NBA’ye geçiş yaptığında çok kararlıydı. Draft edildiğine göre en iyisini göstermek zorunda olduğunu biliyordu. Bir amaç belirledi ve bu amaç doğrultusunda ortaya bir plan koydu. Planlarını bozan onlarca gelişmeye rağmen kararlı duruşundan hiç vazgeçmedi. Misal, aşil tendonunun kopmasının ardından -ki bu sakatlığına neden olan faul pozisyonu sonrası kopuk tendonlu ayağını yere dahi basamadan iki faul atışını sayıya çevirip oyundan çıkmıştır- ameliyat olan Kobe, aşil tendonuna zarar vermeyecek şekilde koşabilmek fit kalabilmek için özel olarak bir koşu bandı dizayn ettirdi, bu bantta yaz boyunca koştu.

“Shaq takımdan ayrıldıktan sonra insanlar şampiyon olamayacağımızı, benim onsuz bir hiç olduğumu düşünmeye başladılar. Tarihteki diğer ünlü düolar birbirlerinden ayrıldıktan sonra hiç şampiyonluk yaşamadılar. Benim de onlardan biri olacağımı düşündüler.

Beni zayıf, güçsüz ve gereğinden fazla abartılmış olarak gördüler. İnsanların benden nefret etmelerini istedim çünkü bununla beslenecektim.

Shaq Miami ile şampiyon olduktan sonra ertesi sabah erkenden kalktım , antrenmanımı yaptım. Bin tane şut attım. Benim için Shaq’ın Miami ile şampiyon olmasına ihtiyacım vardı.”

 
Kızı Gianna

”Sokakta beni görenler keşke bir tane erkek çocuğun olsaydı da senin mirasını devam ettirseydi diyorlar. Gianna ise ‘ben buradayım, ben devam ettireceğim’ diyordu. Evet, gerçekten mirasımı o devam ettirecek.” Kobe Bryant

Kobe ile kızı arasında çok özel bir ilişki vardı. Bryant, 2016’da basketbolu bıraktıktan sonra, ‘Her şeyimi bu spora verdim, o kadar büyük bir sevgi ki zihnimi, vücudumu, ruhumun tamamını verdim’ demişti. Kobe, emekliliğin ardından ara verdiği basketbola dair sevgisini kızıyla birlikte yeniden keşfetti. Onun maçlarını yakından takip etti, kızına koçluk ve mentorluk yaptı, süper yıldızlık egosunu ve mükemmeliyetçiliğini (Öyle ki Kobe bir röportajında asla bir NBA takımında koçluk yapmayacak olmasının gerekçesini ‘Bugünün oyuncuları mükemmel olma derdinde değil, maçta yeterince efor sarf etmiyorlar, antrenmanlarda yeterince çalışmıyorlar ve bu durum beni çok kızdırıyor.’ şeklinde açıklamıştır.) bir kenara bırakarak kızına bir baba gibi davrandı. Basketbol yeteneklerini ve eğitimini babasından alan Gianna’nın ilerleyen yıllarda bir WNBA yıldızı olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Ne yazık ki kader, Gianna’yı da babası, koçu, yaşam boyu mentoru ve idolü ile aynı anda aramızdan aldı…

Biraz Kişisel, Biraz Kobe’sel

Ne yazık ki doğduğum yaş itibariyle Kobe’nin (burada sayılamayacak kadar çok sayıda olan) klasik haline gelen maçlarını, prime-time performanslarını canlı olarak izleyemedim. Yavaş yavaş yaş olarak büyüdükçe ve teknolojiye birlikte maç izleme olanaklarım arttıkça Kobe Bryant’ı daha sıkı şekilde inceleme şansına eriştim. Şans diyorum; çünkü ‘yıldızlar ligi’ olarak lanse edilen NBA’de dahi bu tip olağanüstü yeteneklerin sürekli karşımıza çıkmadığı bir gerçek. Onu izlerken sahada gördüğüm oyuncu inanılmazdı. Kobe, yıllar sonra görüntü kalitesi düşük videolarını izleyen beni dahi büyülüyor, sahada adeta ışıl ışıl parlıyordu; kendi kendime ‘Bu yetenek ve estetik olacak iş değil’ dediğimi hatırlıyorum. Attığı son saniye basketleri, fizik kurallarını zorlayan şutları, dış görünüşünden hiç belli olmayan güç ve denge ile bitirdiği turnikeleri, üstün atletizmiyle yaptığı muhteşem smaçları. Bunların hangisini izleyip de etkilenmemek mümkündü?

Normalde en basit konular üzerine bile saatlerce konuşup tartışabilen, bir şeyler karalayabilen ve birbirinden farklı düşünce yapısındaki insanlar olarak, Kobe’nin ölümünün ardından ne çok ortak yönümüz olduğunu fark ettim. Ben ve benim gibi pek çok insan bu oyun için gecelerimizi sabah ettik, pek çoklarımız seni izleme şansına sahip olmasa bile lisede adını söyleyerek şut attı. Fakat bu sefer hepimizi derin bir sessizlik ve hüzün esir aldı. 

Bu hüznün sebebi ünlü bir insanın genç yaşta ölünce efsane olması değil, genç yaşta efsane haline gelmiş ve iz bırakabilmiş birinin hayat hikayesinin çok erken ve beklenmedik bir şekilde noktalanması. Bu trajik ölümün insanlarda yarattığı hissiyat da onun nasıl bir insan olduğunu gösteriyor. Bir şut sırasında onun ismini zikreden herkesin şu an tek düşündüğü hayatın, sevdiklerinin, sağlığın kıymetini bilmek. Yaşattığın onca duygu ve unutulmaz deneyim için teşekkürler Kobe…

Yazı: Vefa Lisesi 150.dönem Elif Akgül

Leave a Reply